www.Turkmedya.com
Cuma, 21 Kasım 2008
Turkmedya.com Google 
Anasayfa |  Sitene Ekle |  Üye Girişi |  Künye | İletişim  
İL PORTALLARI

Almanya
Hollanda
Fransa
Kıbrıs
Ülke Seçiniz

Add to Google
Add to Google
Serdar TURGUT  -  Akşam
serdar.turgut@aksam.com.tr
Yazı boyutu            
2 kilo şişmanlayınca hayatları kararıyor
Zayıf vücut ölçülerini ideal olarak tanımlayan yaklaşımın, insan hayatını bazen mahvedebilen bir faşizme dönüşebildiğini, sanırım hemen herkes faşist baskı olarak kendi yaşamında bir şekilde hissediyordur.

Bu anlattığım süreci en şiddetli şekilde yaşayanlar gayet tabii ki mankenler. Bunu bildiğim halde yeni okuduğum bir yazı, bana olayın vahimliğini bir kere daha hatırlattı.

New York sokaklarında sürekli olarak ajansların potansiyel manken adayı avcıları dolaşırmış. Bunlar gözlerine kestirdikleri kızlara hemen parlak işler teklif ederlermiş. (Merak etmeyin hepsi de legal bunların. Yani karanlık emelleri filan yok bu adamların). İş teklif edilen kızların önüne, birden çok para kazanacakları parlak bir gelecek açılırmış.

İşte bu kızların hayat öyküsünü okudum hiç bıkmadan. Arada mutlaka haber olacak detay çıkacaktır diye.

Nitekim sabrımın da sonucunu aldım. Bu kızlardan bir tanesi manken olarak eğitilmeye başlamış. Seçme günü gelmiş ve birçok kızla birlikte podyuma çıkmış. Yan yana durup soruları cevaplamışlar. Sonra iş kiloların ölçülmesine gelmiş ve çok da güzel olan bu manken adayının, sadece 2 kilo fazlası var diye bağlantısı kesilmiş, o an sokağa konulmuş.

İnsan vücuduna yönelik çok faşistçe bir yaklaşım olarak geldi bu.

Düşünsenize; bir genç kızı alıyorsunuz ve onu, hayatını tamamen değiştireceğine inandırıyorsunuz. Sonunda 2 kilocuk yüzünden o hayalleri ayaklar altına alıp yok ediyorsunuz.

Bize abartılı gelebilir ama bazı hayatların gerçeği de bundan ibaret. Kendi yaşamlarımızda bile baskıyı hep hissediyoruz. Hep zayıflamak ve zayıf kalmak zorundayız.

Kadınların işi daha da zor tabii ki... Onlar hem zayıf hem de güzel olmak zorundalar. Bir şekilde güzelin ve idealin tanımı yapılıyor. Üstelik bu, zaman içerisinde değiştiriliyor ve insanların daima bu tanımlara uyması isteniyor. Toplumları iyi anlamaya başlamak için, güzelin ve ideal ölçünün tanımının nasıl oluşturulduğu ve neden o tanımların geçerli olduğunu iyice araştırmak gerekiyor.

İddia ediyorum; bu konu sınıfsal ilişkilerden, milliyetler ve azınlık meselelerinden çok daha önemli, çok daha belirleyicidir. Çünkü tanımı yapılan güzellik ideali, sınıflar üstüdür. Onu her insan bir şekilde kendisine ölçü olarak alır ve böylece kendi kontrolünü de başkalarına bırakmış olur. Dolayısıyla burjuva ve işçi sınıfı aynı anda güzellik idealinin köleleri olabiliyor.

Güzellik ve ideal ölçü sadece modacıların, stilistlerin işi değildir. Toplumların evrimini ve iç işleyişini cidden anlamak isteyen kültür teorisyenleri de bu işe el atmak zorundalar.

Neyse ki; çağımızın en büyük beyinlerinden bir tanesi olan büyük düşünür Umberto Eco bu meseleye kafayı taktı da bize kullanabileceğimiz iki büyük eser verdi.




Umberto Eco katkısı

Eco, ‘On Beauty: A History of A Western İdea’ (Güzellik Üstüne: Bir Batıya Ait Fikrin Tarihi) adlı kitabıyla güzellik kavramının tarih içinde evrimini ve tarih içinde nasıl güzellik tanımlarının yapıldığını, her dönemin güzellik algısının öncesine göre nasıl değiştiğini, farklılık gösterdiğini inceledi.

Magazin medyasının, kadınları tanımlama söylemine taktığımdan bu yana bizleri yönlendiren güzellik kavramının nasıl oluştuğuna takmıştım.

Bunu anlayayım derken Eco’nun bu kitabına rastladım.

Gördüm ki; bugün bizi yönlendiren, ateşleyen güzellik ve ideal ölçü tanımı tamamen Batı toplumlarına özgü bir kavram. Biz bir tür güzellik emperyalizmi altında yaşıyoruz. Batı’nın güzellik tanımı da bugünlere varırken büyük sancı çekmiş, ideal ölçü tanımına varmaları da pek kolay olmamış.

Eco kitabında güzellik kavramının gelişimini daha çok sanat eserlerini irdeleyerek yapıyor.

Bu da doğru metodoloji. Çünkü sanatçılar güzel bir şey yaratmak peşinde olduklarından hem yaşadıkları toplumdaki güzellik ve ideal ölçü beklentisine duyarlılar hem de eserleriyle o beklentinin oluşmasına katkıda bulunuyorlar.

Kitap içindeki çok sayıda heykel, resim ve fotoğraf eserini incelediğinizde tarih içinde güzel diye algılanan imgelerin bize bugünlerde çirkin dahi gelebileceğini görebiliyorsunuz.

Örneğin Titian gibi bir büyük ressamın ‘Sacred and Profane Love’ adlı eserine baktığınızda resmin güzelliğini seyretmekten kendinizi alabildiğinizde bugün kafamıza işlenen güzel kadın ideolojisine o kadınların pek de uyumlu olmadıklarını görüyorsunuz.

Titian’ın kadınları da güzel değil mi? Tabii ki güzeller ama onlarınki farklı bir güzellik.

İşte tüm teorik gayret, o farklılığın nereden kaynaklandığını bulmaya kalıyor.




Çirkinliğin tarihi

Eco da farkında, bu soruya teorik iç tutarlılığı olan bir cevap verebilmek belki de mümkün değil. Belki de Eco güzellik kavramını anlamaya çalışmaya adadığı kitabında teorik olarak net cevaplar vermek yerine, tarih içinde değişen güzellik nosyonlarını göstermeye, bir çeşit güzellik kavramı kataloğu hazırlamaya girişmiş.

Belki de her dönem, kendi güzellik idealini çirkine karşıt olarak tanımlıyor. Yani ilk önce çirkinin ne olduğu tanımlanıyor, güzellik onun karşıtı olarak gösteriliyor olabilir.

Eco, bu olasılığı da incelemenin gerektiğini biliyor ve bu yüzden çirkinlik kavramının tarihini de inceleyen bir kitap yazdı. On Ugliness (Çirkinlik Üzerine) adlı kitabı güzellik üzerine yazılmış kitap ile birlikte okursanız, toplumların en derin kültürel meselelerinden bir tanesinin temeline inmeye belki başlayabilirsiniz. Çirkinlik tarihi, güzelliğin tarihinden çok daha problematik ve çelişkili. Çünkü her toplum kendi çirkinlik tanımını yaparken işin içine siyasi ve ideolojik kavgalarını da karıştırıyor.

Örneğin; burjuvazi çirkinlik tanımını yaparken proleteryayı tanımlayabiliyor. Daha öncesinde Batı toplumlarında çirkin insan tanımı yapılırken işin içine satanizm, büyücülük ile mücadele gayretleri de karıştırılabiliyor.

Böylece ürkütücü olan, kötü olan çirkin olarak tanımlanabiliyor. Bunun sonucunda ise yavaşça, karşıtı güzel insan tanımına varılıyor olabilir. O tanım bir şekilde, bir dönemde oturduğu zaman -ki bu genellikle Rönesans olarak kabul edilebilir- ondan sonra Batı toplumları kendi evrimlerinde Rönesans güzeli kadına sadece rötuşlar yapıyor, nüanslarla oynuyorlar.

Her dönem sadece kendi özel duyarlılığını Rönesans güzel kadınına ekliyor. Yani güzellik algılamamızın temelinde aslında Rönesans kadını var ve biz sadece kendi ideolojik oluşumlarımız gölgesinde ona rötuşlar vuruyoruz.

Erkeklerin bu süreçten dışlandığını sanmayın sakın. Yine her dönemde erkeğin güzeli de çirkini de ayrı ayrı tanımlanıyor, oluşturuluyor. Yani Venüsler ve Adonisler hem çıplak hem de giyimli olarak çiziliyor ve heykelleri yapılıyor dönemler boyunca. Tabii ki kralların, kraliçelerin heykel ve resimleri de bize yıllar boyunca estetiğin nasıl evrime uğradığını gösteriyor.

‘Peki bütün bu çelişkili paralel gelişimi yani güzellik algısının gelişimiyle çirkinlik algısının gelişimi arasındaki sentezi nasıl sağlayacağız?’ sorusu hâlâ ortada. Eco’da da bu zor soruya net bir cevap yok.




Şoklara ihtiyaç var

Tabii ki Nicole Kidman’ın güzelliğinin ideolojik bir yanılsama olduğunu iddia etmek gibi bir çılgınlık yapmayacağım. Ama güzellik ve çirkinlik gibi kavramların tarih içinde ideolojik biçimde evrilmiş, ideoloji yüklü kavramlar olduğunu da görmemiz gerekiyor. Bu kavramlar ideolojik olarak oluşturuluyor ve çirkinlik hastalık ile özdeşleştirilerek otomatikman güzellik de sağlık haline geliyor. Böylece toplumsal kontrol mekanizması kurulmuş oluyor.

Bu nedenle ideolojik hegemonyayı yıkabilecek cesur insanlara, cesur çıkışlara ihtiyaç var. Örneğin Surrey bölgesinden güzellik kraliçesi seçilen ve İngiltere güzellik kraliçeliğine aday olan Chloe Marshall bu cesur yüreklerden bir tanesi. Şişman ve standart güzellik tanımına uymamasına rağmen bu işe girişen Chloe, son zamanların bence en cesur ideolojik mücadelelerinden birini verdi.




Sentezin şifresi MoMA’da

New York’taki Museum Of Modern Art (MoMA) binasında Rönesans eserlerinin sergilendiği bölüme doğru yürürken, duvarda Eco’nun bir cümlesini görürsünüz. ‘Çirkinlik bir sanatçının elinde iyileştirilebilir’ diyor orada. Yani bir dönemde çirkin diye tanımlanan ve konumlandırılan kişi veya görüntüler, sanatçının eli değdiği zaman hem güzelleşebilir hem de toplumdaki güzelin bile standardını oluşturabilir.

Yani her şeyin temeli, John Berger’ın dediği gibi bakış biçimlerinde düğümleniyor olabilir.

Nasıl baktığını anlamaya çalışmak ise bir insan beyninin yapabileceği en üst soyutlama düzeyindeki işlerden bir tanesidir.

Bugünkü köşe, bu işe bir başlangıç oluşturabileceğimiz ipuçlarını veriyorsa ne mutlu bana, işimi yaptım demektir...




Slavoj Zizek

Düşünce dünyasının ajan provokatörü olan felsefeci Slavoj Zizek ‘The Thing From Inner Space (İç Boyutumuzdan Gelen Şey) makalesinde büyük Alman şairi Rilke’nin ‘Güzellik ürkütücüyü, korkuncu örten, saklayan en son örtüdür’ tanımına yeni bir açılım getiriyor bence.

Burada yapılan, ‘Önemli olan iç güzelliktir’ türünde bir basitleme değil tabii ki...

Bu düşünürler, ikilemlerin temeline inip yeni bir çerçeve çıkarmak istiyor. Bir ihtimal Zizek bunu çoktan yapmıştır bile ama ben her zaman olduğu gibi onun ne demek istediğini tam olarak anlayamadım. Çünkü lafını o kadar teknik jargon altına saklıyor ki; anlamlı olana ulaşmak için düşünce arkeolojisi yapmanız gerekiyor.

Bununla fazla uğraşacağıma kendimi popüler kültürün kollarına teslim ederim ve gidip ‘Beauty and the Beast’ müzikalini bir daha seyrederim. Güzel ve çirkin iklilemini ondan daha iyi ortaya koyan başka bir şeyi de hatırlamıyorum ben.




Günün sözü

Karım geçen gün güzellik salonuna gitti. İçeride üç saat kaldı. Bu sadece ona neyin nasıl yapılabileceğini saptamak ve uzmanlar arası konsültasyon için gereken süreydi. Henny Youngman (stand-up komedyen)

3.177.167  ÜYE  
Email:
Şifre:
ÜYE OL  |  Şifremi Unuttum

İlk-Orta-Lise-Üniversite
OKUL ARKADAŞINI BUL
  Lütfen İl Seçiniz
  Lütfen İlçe Seçiniz
  Lütfen Okul Seçiniz

Anasayfa
Belediyeler
Bilim & Teknoloji
Çevre
Dünya
Eğitim
Ekonomi
İş-Kariyer
İslam
KOBİ
Kültür/Sanat
Magazin
Medya
Polis/Adliye
Röportaj
Sağlık
Şirketler
Siyasi Partiler
Spor
Yaşam

Bilişim
Eğitim
Finans
Franchising
Gıda
İnsan Kaynakları
Medya
Otomotiv
Reklam
Sağlık
Sivil Toplum Kuruluşları
Tekstil
Telekom
Tüketici
Turizm
Ulaştırma
Yapı Endüstrisi
 GAZETELER
 TELEVİZYONLAR
 İNTERNET MEDYASI
 RADYOLAR
 DERGİLER
BelediyeMeydani.Com Bir İnternet Holding A.Ş. İştirakidir. © Copyright 1996 - 2008