Son yıllarda ülke yönetiminde olanların ya da etkili makamlarda oturanların takındığı ortak bir tavır var. Bir konu ile ilgili kendilerine yöneltilen soru ya da eleştirilere asla cevap vermemek. Sanıyorum böylelikle olayı bastırmaya çalışıyorlar. “Cevap vermezsek iş kendiliğinden kapanır” zihniyeti bu.
Bunu pek çok gazeteci gibi ben de yaşıyorum. Bazı kişi ve kurumlar ne yazarsanız yazın sanki hiç böyle bir şey yokmuş gibi sessiz sedasız oturuyor.
Ama benim için fark etmez, Allah’ın günü mü yok, bugün cevaplamazsın, yarın yine sorarım. Olmadı bir daha sorarım. Taa ki cevabını alana kadar. Ayrıca bu sorular benim paşa keyfim için de sorulmuyor.
Cevabını alamadığım pek çok konu var, bunların sırası tekrar gelecek elbette. Ama şu anda sırada 12 Eyül yönetimi tarafından adeta yok edildiği söylenen bir telgraf. Atatürk’e ait bu telgraf sayesinde Hazreti Muhammed’in mezarı yıkılmaktan kurtulmuştu, biliyorsunuz bunu uzun uzun yazmıştım.
Dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren iki yazıdan sonra cevap verme ihtiyacı duydu. Dedi ki, “Atatürk böyle şey yapmaz, orduyu Suudi Arabistan’a nasıl gönderecekmiş.” Sonra da ekledi: “Ayrıca o dönemde benim önüme böyle bir belge gelmedi.”
Olabilir, belki gelmemiştir, belki de 8. Cumhurbaşkanı hatırlamıyordur. Ama bunu mutlaka hatırlaması gereken bir isim var. O da askeri hükümetin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen. Sayın Bakan aynı zamanda bir büyük gazetenin yazarı. Aslına bakarsanız Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Atatürk’le ilgili bu belgenin ortadan kaldırılmasındaki asıl isim İlter Türkmen. Her nedense İlter Türkmen konuyu hiç üzerine alınmıyor. Ama üzerine alınmak zorunda.
Konuyla ilgili ikinci duyarsız isim günümüzün Dışişleri Bakanı Ali Babacan. Genç bakanımız bu belgeyi ortaya çıkarmadığı gibi konuyu araştırmak isteyen Yaşar Nuri Öztürk’e de izin vermiyor.
Belli ki Atatürk’ün bu girişiminden ürken, korkan, çekinen kesimler var. Ama korkunun ecele faydası yok ki, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın bir bilim adamı hüviyetiyle açıkladığı gerçek nasıl olsa ortaya çıkacak.
*****
Çöp kovası kaldırmak teröre çare mi?
Hafta sonu birkaç yıldır (İsmet Ay’ın cenazesinden beri) gitmediğim Şile’ye gittim. Gidiş geliş biraz eziyetli oldu. Çünkü çift yol henüz bitmemiş, daralan bölgelerde öyle bir araç sıkışıklığı oluyor ki sonuçta 70 kilometrelik yolu 3 saatten önce bitiremiyorsunuz. Tabii bu hafta sonlarına mahsus.
Yol boyunca hayranlıkla izlediğimiz ormanların bir bölümünün bir gün sonra yandığını öğrenmek de çok acı oldu.
Şile’de belediyeye ait olduğunu öğrendiğim Mercan Kaya adlı bir kır bahçesinde oturduk. Çevrede pek çok kişi piknik yapıyordu. Dikkatimizi çeken şey ortalıta hiç çöp kutusu olmamasıydı. Neyse ki vatandaş da artık eskisi gibi çöpünü ortaya saçmıyor, bir torbaya koyup kenara bırakıyor, ama o da başka bir çirkinlik tabii.
Biz bunları konuşurken bahçeye tesadüfen Belediye Başkanı Can Tabakoğlu geldi. Tabii hemen zaten konuştuğumuz konuyu sorduk başkana. Tabakoğlu, “Güngören patlamasından önce gelseydiniz buradaki beton çöp bölümlerini görecektiniz. Ama Valilik teröre karşı önlem olarak bütün çöp kutularını kaldırttı” dedi.
Bu tür bombalama olaylarında akla ilk gelen önlem olabilir belki ama pratikte çok da faydası yok. Sonuçta bombacı hainler yine bomba koyuyor. Ama bu sürede çöpler ya ortalığa saçılıyor ya da naylon torbada çöp çirkinliği yaşanıyor.
*****
Başbuğ “İsyancı Harp Okulu” geleneğinin son temsilcisi
Bu ayın sonunda Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna Orgeneral İlker Başbuğ oturacak. Başbuğ’un emekli olmasıyla birlikte de “bir gelenekten gelen komutanlar” dönemi de sona erecek.
Nedir bu gelenek? Öncelikle kimsenin bundan bir başka mana çıkarmamasını rica ederim. Bu sadece bir durum saptamasıdır.
Başbuğ, Kara Harp Okulu’ndan 1965’te mezun oldu. Giriş yılı ise 1961.
1962, Kara Harp Okulu için önemli bir yıldır. Çünkü o tarihe kadar Harp Okulu öğrencileri hemen her başkaldırı, isyan ya da protesto hareketinin içinde olmuştur.
27 Mayıs’ın yapılmasında Harp Okulu öğrencilerinin ünlü Kızılay yürüyüşünün önemli bir payı vardır.
1962’nin 22 Şubat’ında Albay Talat Aydemir, komutanı olduğu Harp Okulu öğrencilerini sürmüştü öne darbe yapmak için. Bu darbe girişimi bastırılmış ve Aydemir de affedilmişti.
Ancak çok kısa süre sonra bu kez 21 Mayıs’ta Albay Talat Aydemir ve arkadaşları tekrar darbeye kalkışmıştı. Yanlarında yine Harp Okulu öğrencileri vardır. Bu darbe girişimi hüsranla sonuçlanmıştı. Talat Aydemir ve iki arkadaşı da idam edilmişti.
İşte o tarihten sonraki hiçbir olayda bir daha Kara Harp Okulu öğrencileri bir isyan, darbe girişimi ya da protesto eyleminde görülmedi. Ne 12 Mart muhtırasında ne de 12 Eylül darbesinde ve son olarak 28 Şubat döneminde kimse Harp Okullarının adını duymadı.
Bu açıdan bakınca Başbuğ Paşa bu gelenekten gelen Harp Okulluların sonuncusu sıfatını taşıyor. Başbuğ’dan sonra gelecek yeni Genelkurmay Başkanı “isyancı Harp Okulu öğrencileri” ile hiç bir arada olmamış bir isim olacak.
*****
Bravo yani Sayın Toptan
Meclis Başkanı Köksal Toptan, Şaban Dişli’nin milletvekili seçildikten sonra verdiği mal beyanının açıklanması taleplerine karşı “Mal varlığı savcıya verilir” demiş. Tarafsız olması gereken Meclis Başkanı, tam bir AKP’li mantığı ile topu taca atıyor.
Oysa daha olayın ilk günü yazdım. “Mal varlıkları Meclis Başkanı’nın elinde, kamuoyuna açıklamasına gerek yok, eğer Şaban Dişli’nin savunması doğruysa mal varlığında bu bir milyon doların gözükmesi gerek. Sayın Başkan bu mal varlığına kendi açıp bakabilir” dedim. Ama Köksal Toptan partili arkadaşını korumak için yasaların kalkanına sığınıyor. Elbette mal varlığı savcılık istemi üzerine açılır. Ama Köksal Toptan da Meclis’in başı. Kendi yetkisini kullanıp durumu inceleyebilir. Ve eğer bir tutarsızlık görürse en azından kendi başkanını uyarır ve AKP içindeki varsa bir “çürük diş” kapının önüne konur.
*****
İyi korsan
Yıldırım Tuna’dan: Uçak’ta kaptan pilotun anonsu başlamış, “Baylar ve bayanlar, size bir kötü bir de iyi haberim var. Kötü haber, şu anda kokpitte eli silahlı bir hava korsanı var ve uçağımız kaçırıldı. İyi haber de şu ki adam ‘Fransız Riviera’sına gitmek istiyor!”
*****
Birbirimizi vurmaksızın ateş edebileceğimiz çok hedef var. T. Roosevelt